|
TARİHÇESİ A-) Yenice Hakkında Genel Bilgiler 1-) Genel Bilgi Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanan, 900 yıldan bu yana yaşadığımız Anadolu adı verilen vatanımız üzerinde Türkler gibi daha birçok millet yaşamıştır. Kültürlerini yansıtan sayısız belge ve eseri yaşadıkları alanlarda bırakarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Doğu ve Batı arasında bir köprü vazifesi gören bu topraklar üzerinde sayısız göçler meydana gelmiştir. Birbiri üzerine yığılan bu kültürlerden günümüze kadar ulaşan belgeler, Anadolu’nun medeniyetler beşiği olduğunu ispatlamıştır. İlçemizin bulunduğu bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, Cilalıtaş devrinde yaşadığı ortaya çıkmıştır. Milattan önce Bitinler, Aşşuvallar, Truvalılar, Hititler, Luviler, Dorlar, Lidyalılar, Persler, Bergama Krallığı ve Roma İmparatorluğu’nun nüfus sahası içinde kalmıştır. Milattan sonra Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla Bizans İmparatorluğu hakimiyetine girmiştir. 14. yüzyılın başında Karesi Beyliği ve daha sonra da Osmanlı Devleti topraklarına dahil olmuştur. 2-) Türkler’in İskanından Önce İlk iskan izlerini Paleolitik Çağ’da gördüğümüz Yenice’de, Davutköy, Bekten ve Nevruz çevresindeki kalıntılar tahrip olmuştur. M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Yenice, Balya ve Balıkesir bölgesinde Bitinler yaşamışlardır. Avrupa’dan Bitinler’in yerleştikleri bu yöreye Bebrikya deniliyordu. Bitinler’in yanı sıra M.Ö. 1500 yıllarında yörede Aşşuvalılar yaşamışlardır. Truvalılar ve Hititler’in dışında, Luviler’in de Yenice, Biga, Çan, Çanakkale, Bayramiç. Ezine ve Ayvacık yörelerinde yaşadıkları bilinmektedir. Bölgede M.Ö. 1200 yıllarında Dorlar’ın göçlerinden etkilenmiştir. M.Ö. 514 yılında Persler bölgeyi işgal etmişlerdir. Yunan Siteleri birleşerek M.Ö. 386’da yaptıkları mücadeleler sonucu Pers üstünlüğüne son vermişlerdir. M.Ö. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender bölgeye hakim olmuştur. M.Ö. 196 yılında Selökid Devleti, M.Ö. 189 yılında da Bergama Krallığı bölgeyi kendi kontrolleri altına almıştır. Son Bergama Kralı 3. Attalos’un ölümünden sonra bölgede büyük bir iktidar boşluğu yaşanmıştır. Romalılar bundan yararlanarak askeri üstünlüğü ele geçirdiler. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunun parçalanması üzerine Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu bürün Anadolu’ya hakim olmuştur. Mizya adı da verilen Yenice yöresi Bizans İmparatorluğu zamanında av partilerinin düzenlediği bir merkez haline gelmiştir. Altın, gümüş ve kurşun madenlerinin bulunması sebebiyle bölgede önem kazanmaya başlamıştır. 672-680 yılları arasında İslam orduları Yenice ve Balya çevresinde Bizanslılar ile savaşmışlar ve bölgede yedi yıl kalmışlardır. Bizans İmparatorluğu döneminde ilk defa 3000 maden işçisinin grevine sahne olan bölge tarihte önemli bir yere sahiptir. 3-) Türkler’in Bölgeye Hakim Olması İlk defa M.S. 395 yılında Hunlar, Anadolu topraklarına keşif seferleri düzenlemişlerdir. 1015 yılında Çağrı Bey komutasındaki Selçuklu kuvvetleri Anadolu’ya girmişlerdir. Anadolu’nun kapılarının Türkler’e gerçekte açılış tarihi 1015 yılındaki bu sefer ile olmuş ve Türkler, sızmalar yoluyla Malazgirt Savaşı öncesinde Anadolu şehirlerine girmeye başlamışlardır. 1036 yılından sonra Türkler kitleler halinde Anadolu’ya girişlerini hızlandırmışlar, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra akıncı beyleri idaresindeki Türkler Anadolu’ya hakim olmaya başlamışlardır. Afşin idaresinde ki Türk orduları bu dönemde Yenice, Edremit, Ezine ve Bayramiç bölgelerine akınlar düzenlemişlerdir. 1080 yılında Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman Şah devrinde Yenice bölgesi fethedilmiştir. 1081 yılında Çanakkale ve Yenice yöresine Çaka Bey hakim olmuş, 1097 yılındaki Haçlı Seferleri’nden sonra Bizanslıların eline geçmiştir. 1110 yılında Sultan Şahin Şah idaresindeki Selçuklular tekrar bölgeye hakim olmuşlardır. II. Kılıç Arslan döneminde Yenice bölgesine Türkmen ve Yörük iskanları yoğunlaşmıştır. Bölgeye yerleşen Türkler, konar-göçer hayatı bırakarak çiftçiliğe başlamışlardır. Karesi Beyliği 1303-1345 yılları arasında Balıkesir ve Çanakkale bölgesine hakim olmuştur. Yenice ve çevresinin tam olarak Osmanlı hakimiyetine girmesi 1357 yılında gerçekleşmiştir. Yenice bölgesinin Türkler tarafından esas çekirdeği 1290-1330 yılları arasında oluşturulmaya başlanmıştır. İlçe topraklarına Türk boylarından önce Bayat, Torhasan ve Akçakoyunlular yerleşmişlerdir. Bunlarla birlikte Afşar, Bayat, Kalabak, Gürelli, Kaşıkçı ve Bayındır boyları gelmişlerdir. Halkının çoğunluğunu Karaoğlan, İsalar, Bayat, Çapnalı, Cambazlı, Akkoyunlu, Hızırlar, Softalı ve Torhasanlı gibi boylar oluşturmuşlardır. Bölge halkını oluşturan Oymaklar arasında ise Yaycı-Bedir, Akkeçeli, Kızılkeçeli, Körmusalı, Yüncü, Saitli, Çaparlı, Çepni, Kobaş, Kılas, Evcili, Emetçi, İneci, şehitli ve Tahtacı bulunmaktadır. Başımkızdı cemaati ile Karakeçeli aşiretinin Poyrazlı, Deliler, Kıldonlu, Softalı cemaatleri de vardır. Yenice halkının çekirdeğinde Oğuzlar’ın Kınık boyu ve kollarının ağırlık kazandığı görülmektedir. 1843-1864 yılları arasında Yenice bölgesinde Akçakoyunlu, Burhanlı, Caferli, Çepni, Hardallı, Karakeçeli, Kılaz, Kubaş, Söğütlü, Yaycı Bedir aşiretleri köyler kurmuşlardır. Ahmet Vefik Paşa bölgedeki aşiretlerin iskanı işini idare etmiştir. Göçebeliği bırakmak istemeyen aşiretler üzerinde baskı uygulanmış Çepni, Yaycı Bedir ve Yüncü boyları Edremit ve Burhaniye bölgesine yerleştirilmiştir. Karakeçeliler ise Yenice havalisine iskan ettirildiler. 1902 yılında yapılan nüfus tarihine göre her aşiret, kabile, boy, oymak ev cemaatin eski Türk teşkilatını yaşattığı tespit edilmiş ve Sultan Abdülhamit, bu isimlerin korunarak aynı şekilde yazılmasını istemiştir. Bölgeye Türkler’in yerleşmesiyle önce Yanoba ve Dalyanoba denilmiş, daha sonra İnceköy ve son olarak Yeniceköy adı verilmiştir. 20. yüzyılın başında Gönen ilçesine bağlı idi. Gönen’e bağlı olunduğu dönemde Çakır Köyü, Nahiye merkeziydi. 16.06.1936 tarih ve 3012 sayılı kanunla Yenice ilçesi oluşturulmuş ve Çanakkale’ye bağlanmıştır. İlçenin ilk kaymakamı Hamdi Sönmez’dir. Günümüzde Yenice, köylerin isimleri ve Orta Asya kültürünü ve oğuz geleneklerini yaşatan ender bölgelerden birisidir. Aşiret, boy ve oymakların isimleri bazı köylerde yaşamaktadır. Sofular, Torhasanlar, Yanoba, Boynanlar, Çakırlar, Öğmenler, Çırpılar, Bayatlar, Cambaz, Ahiler, Kızıldam, İbrahimler, Kargacı, Oğlakçılar bunlardan birkaç tanesidir. Hacıyusuflar, Altıparmak, Karabey, Hamdibey, Çavuşlar, Umurlar ise kurucularının isimleri ile anılırlar. Yenice merkez, Gümüşler, Yeşilköy, Arovacık, Çamoba, Aslanoba, Karasuçam, Ballıçay, Soğukçay, Sarıçay, Çınarcık, Örencik, Pınaroba, Suuçtu, Bağlı, Çiftlik, Gedikoba, Yeşiller, Kabaağaçarası, Çal, Kurttaşı ve Sazak gibi köy ve obalar kuruldukarı arazinin coğrafi yapısına göre isim almışlardır. 4-) Milli Mücadelede Yenice Yöresi Mondros ateşkes anlaşmasından sonra başlayan işgaller üzerine, Türk halkı vatanını koruyabilmek için Kuva-i Milliye adı verilen direniş kuvvetlerini oluşturmuştur. Batıda başlayan Yunan işgalleri karşısında Yenice-Koyuneli (Hamdibey) yöresinde toplanan gönüllü birlikler Soma-Ayvalık cephesine destek vermişlerdir. Yenice yöresinde toplanan milis kuvvetlerini Bacak Hasan, Osman Bey, Altıparmak ve Kürt Hasan çeteleri oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu birlikler Soğucak Köyü’nü merkez olarak seçmişler ve bu köye Yunan kuvvetleri hiç girememişlerdir. Yunanlılar dışında Yenice çevresi Anzavur’un baskısına da maruz kalmıştır. Hatta Ahmet Anzavur, Mavruz (Nevruz) Köyü Camiinde vaaz vererek halkı kandırmaya çalışmış, fakat destek bulamamıştır. Kuva-i Milliye birlikleri silah ve cephane bakımından milli mücadelenin başlarında büyük sıkıntılar çekmiştir. Gelibolu Yarımadası’nda bir Fransız müfrezesinin koruduğu büyük silah depoları bulunmaktaydı. Balıkesir Heyet-i Milliye Teşkilatı Akbaş depolarında bulunan cephane ve silahların kaçırılmasına karar vermiştir. Akbaş, Gelibolu Yarımadası’nın doğusunda Büyük Anafarta ve Suvla Körfezi’ne giden yolun geçtiği Yalova deresi ağzında küçük gemilerin demirlemesine elverişli bir koydur. Edremit Kaymakamı Hamdi Bey bu iş için görevlendirildi. Kendisine Dramalı Rıza Bey yardımcı olacaktı. Hamdi Bey 1886 yılında Makedonya’nın köprülü Kasabası’nda doğdu. Küçük yaşlarda babasını kaybeden Hamdi Bey, ilkokulu Köprülü Kasabasında, ortaöğrenimini Üsküp’te yapmıştır. İstanbul’da Mülkiye Mektebi’ni (Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirmiş, Balkan Savaşları sonuna kadar Kosova’da Maliyet Memuru olarak görev yapmıştır. Balkan Savaşları’ndan önce Kumanova savunmasında görev yapmış daha sonra Edirne’de Şükrü Paşa kuvvetlerine katılmıştır. Savaşın bitişini müteakiben Edirne Polis Müdürlüğü İdari Bölüm Başkanlığı’na, birkaç ay sonra da Edirne’nin Demirköy Kazasına Kaymakam olarak atanmıştır. Yöredeki görevi sırasında Bulgar çete kuvvetlerine karşı başarılı çarpışmaları yürüttü. 1915 yılında Malkara Kaymakamlığı’na, daha sonra da Keşan ve Sındırgı Kaymakamlıkları’na atandı. Temmuz 1917 tarihinde Edremit Kaymakamı olan Hamdi Bey, Türk halkının çok sıkıntılı bir döneminde şehit çocuklar için Yetimler Yurdu’nu kurdu. İlk defa Edremit’te memurlara mesai cetveli uygulattı. Günümüzdeki Edremitspor’un temeli olan Edremit idman Yurdu’nu Nisan 1918’de kurdu. 1919 yılında başlayan Yunan işgalleri üzerine Hamdi Bey’in çalışmaları ile “Edremit, Burhaniye ve Havalisi Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti” kuruldu. Hürriyet ve İtilaf Fırkası Edremit temsilcilerinin, eski ittihat ve Terakki Partisi görüşünde olanların devlet memurluklarından alınması isteklerini kabul etmeyince 5 Nisan 1919 tarihinde Edremit kaymakamlığı’ndan azledildi. Burhaniye’ye yerleşen Hamdi Bey bölgede milis kuvvetlerini teşkilatlandırdı. Milis kuvvetlerini, ordu birliklerinden ayırt etmek için kollarına beyaz pakistadan bant taktırmış ve üzerine Kuva-i Milliye yazısı yazılmıştır. Bu isim daha sonra tüm Anadolu’da yayılacaktır. Sivas Kongresi’ne delege olarak da katılan Hamdi Bey, “Balıkesir Merkez Heyeti” tarafından Biga ve çevresinde Kuva-i Milliye için asker toplamakla görevlendirildi. Hamdi Bey, Dramalı Rıza Bey ve Bandırma’da otel işletmeciliği yapan Kani Bey ile birlikte 18 Ocak 1920 tarihinde Biga’ya geldi. Yaptığı konuşmalarla halkın büyük ölçüde desteğini sağladı. Yasa dışı işler yapan çete mensuplarını cezalandırdı. Milli mücadele için gerekli olan silahları alabilmek için, 9 kişiyle önce Lapseki’ye geldi. 26-27 Ocak 1920 gecesi Umurbey iskelesine getirmişler, buradan kara taşıtlarıyla Yenice’ye taşımışlardır. 2 Şubat 1920’de Sarıçalı, Yenişehir ve Üvecik depolarından kaçırılan silahlar da Yenice’ye getirilmiştir. İngilizler Anzavur Ahmet’e bol para ve ünvanlar vererek Akbaş Cephaneliği olayının meydana geldiği yörelerde isyan çıkarma görevini verdiler. Bu sırada Yenice’deki cephaneliğin bir kısmı Akhisar ve Soma’daki Türk kuvvetlerine gönderilmiştir. Hamdi Bey’in Kuva-i Milliye için Biga’da gönüllü Türk gençleri toplama çalışmaları üzerine, Gönen’de bulunan Ahmet Anzavur Biga’ya gelerek 16 Şubat 1920 tarihinde ayaklanma başlamıştır. Anzavur’un Biga’yı ele geçirmesi üzerine Hamdi Bey, Yenice’de bulunan silahların korunması için Dramalı Rıza Bey’i görevlendirmiştir. Hamdi Bey’de birkaç gün sonra Yenice’ye hareket etmiştir. Yukarı İnova Köyü’ne geldiği sırada Anzavur taraftarı köylüler tarafından yakalanarak Biga’ya işkenceler yaparak göndermişler ve 17 Şubat 1920’de öldürülmüşlerdir. Cumhuriyet döneminde Koyuneli denilen yerleşim merkezine Hamdibey ismi verilmiştir. Anzavur, Nevruz köyü yakınına kurduğu top ile Yenice’ye ateş etmeye başlamıştır. Az bir kuvvet ile cephanelerin bulunduğu caminin çevresinde direnen Dramalı Rıza Bey, silahların Anzavur kuvvetlerinin eline geçmemesi için cephaneliği ateşledi ve silahları imha etti. Rıza Bey arkadaşları ile Koyuneli’ne çekildi. Batı cephesi için paha biçilmez değer taşıyan silah ve cephanelerin yok olması Kuva-i Milliye birlikleri arasında büyük bir üzüntü yaratmıştır. B-) Antik Yerleşim Yerleri 1-) Babaya Kalesi Halk arasında Taban, Yenice, Gönen, Alacaoluk Kalesi isimleride verilmiştir. Tahminen M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından yapılmıştır. Yenice’den 33. km kadar uzaklıkta, Yenice’yi doğudan ve Gönen’i batıdan kesen dağların arasında Alacaoluk Köyü’nün güneyinde ve 2 km doğusundaki kireç taşı yüklü dağın batısındaki bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Blok taşlar kullanılmıştır. Duvarların yüksekliği 10 metreyi bulur. İnşa alanı 6 dönümü geçer. Alacaoluk Köyü Camii’nin minare basamakları da birkaç taş kaleden getirilmiştir. Birinci basamaktaki taş üzerinde altı bir Roma askeri görülür. Kale silindirik ve dörtgen planı burçlarla desteklenmiştir. 2-) Üvecik Tepesi Boynanlar Köyü hudutları içerisinde, köyün iki kilometre kadar batısında ve çevreye hakim yüksek bir tepe üzerinde kalıntılar vardır. Buradaki taş malzeme 1930 yılı yol ve köprü inşaatları ile köydeki inşaatlarda kullanıldığı için tamamen tahrip olmuştur. Herhangi bir kazı ve araştırma yapılmamıştır. Fakat kaleye çıkış yolu belirginliğini korumaktadır. Kalıntının Roma İmparatorluğu zamanından kaldığı tahmin edilmektedir. 3-) Çal Kalesi Çal Köyü’nün 150 metre kadar güneyindeki Kaletepe sırtının üstünde Çan ile Yenice arasındaki doğal geçide hakim bir alan üzerinde Helenistik döneme ait bir kale ve yerleşim alanı vardır. Önemli bir kalıntı kalmamıştır. Bol miktarda keramik parçası görülür. 4-) Kabalı – Hisartepe Kabalı ve Haydaroba arasında ve hakim bir tepe üzerinde ve yamaçlarında arkeolojik kalıntılar vardır. Duvar temelleri görülmektedir. Keramik parçaları vardır. Kabalı Köyü kuzeyindeki kilise ile bağlantısı olduğu tahmin edilmektedir. Kabalı ile arasındaki antik yol günümüzde de işlenmektedir. Kazı ve araştırma yapılmamıştır. 5-) Kabalı Kilise Patlağı Kabalı Köyü’nün 9 km. kadar kuzeyinde, Palamut Burnu ile Sıraseki tepelerini birbirinden ayıran Kızılcık deresinin iki yakasındaki düzlüklere halk kilise patlağı demektedir. Düzlüğün iki yakasındaki Kızıldam Köyü’ne ait bahçeler vardır. Bahçeler iki düzlüğün üzerinde ortadan ikiye ayrılmış ve etrafı 41 adım genişliğindeki ulu bir çınarın dibinde su kaynamaktadır. Bu itibarla patlak denilmektedir. Etrafında ve bahçeler içinde kireç kullanılmış temeller ve keramik parçaları bulunmaktadır. Kalıntının Roma erken dönemine ait olduğu tahmin edilmektedir. 6-) Çırpılar – Hisartepe Çırpılar Köyü’nün 2,5 km. kuzeyindeki kalıntılar bulunan bir tepedir. Roma veya Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen yörede tarihi paralar bulunduğu rivayet edilmektedir. 7-) Çınarköy Köyün 2 km. kadar kuzeyinde Roma ve Bizans kalıntıları vardır. Çevresi 500 metre civarında bir havuz vardır. Ayrıca köyün çevresinde 500 metre civarında bir havuz ve de büyük ile küçük köy yeri diye anılan eski köy yerleri vardır. 8 ) Seyvan Köyü Seyvan köyü batısında hangi döneme ait olduğu bilinmeyen bir tümülüs vardır. Köyün cami dış duvarındaki taş sütunlar söz konusu tümülüsten getirilmiştir. Gerekli arkeolojik kazıların vakit geçirilmeden yapılması gerekmektedir. 9-) Küçük Hisarlık İlçe merkezine 15 km. kadar kuzeyde Sofular ile Karadoru köyleri arasında yüksek bir tepede büyük bir kale kalıntısı ile kalenin 8 tümülüsü bulunmaktadır. Kalenin esas iskanının Helenistik döneme ait olduğu tahmin edilmektedir. 10-) Hadrianus Kalesi Burası M.S. 2. yüzyılın başında Yenice yöresine görkemli bir ayı avı düzenleyen imparator Hadrianus’un emri üzerine inşa edilmiştir. İlçenin güneyinde Agonya Ovası’na hakim bir tepede kurulmuştur. Halk arasında Asar (Hisar ve Kale) Tepe olarak bilinir. Mimarisinde kullanılan malzeme Roma dönemini gösterir. Arkeolojik kazı yapılmamıştır. Doğu yönündeki duvarın büyük bir kısmı durmaktadır. Batı duvarında yıkılmadan önce yapılan tespitlere göre aslan resimleri bulunmaktaydı. Namazgah Köyü üzerinden kaleye ulaşılabilir. 11-) Kazdağı Yenice’nin güneybatısı ve Edremit Ovası’nın kuzeyini çevreleyen 1768 metre yüksekliğindeki Kazdağı ve 1298 metre yüksekliğine ulaşan Eybek Dağı’nın yanı sıra, doğu yönündeki 1460 metrelik Musluk (Maslak) dağları Kazdağları sillesinin topluluğunu oluşturur. Bu dağlık alanda antik çağlardan kalma kent izleri ve tabiat güzellikleri ile güzel bir bölgedir. Homeros’un ünlü destanlarının geçtiği bu bölge aynı zamanda Sarıkız Efsanesi ile de ün kazanmıştır. 12-) Issız Cuma Camii Yenice’nin 1,5 km. kadar kuzeydoğusunda, Çakıroba ile Seyvan köyleri arasındaki ahşap direkli bir cami ve eski bir Osmanlı mezarlığı bulunmaktadır. Mezar taşlarının arasındaki mimari parçalar, anıt niteliğindeki büyük ağaçlar buranın oldukça uzun bir süre kullanılmış bir kutsal yer ve mezarlık olduğunu göstermektedir. Önce caminin yapılıp, daha sonra mezarlığın çevresinde oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Issız Cuma Camii adı verilen bu eserin 600 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu camiinin 1335’den sonra Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırıldığı kanaatine varılmıştır. Dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuştur. Onarım gören camiinin minberinin bazı tahtaları orijinaldir. Son olarak 1969 tarihinde İbrahim Bodur tarafından bakımı yaptırılmış olan camiinin günümüzde acil olarak tekrar elden geçirilmeye ihtiyacı vardır.
|